« Önceki |

15/3/2009

***ÇİÇEĞİN PEŞİNDE***




Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için
 evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da
 ısıtırdı…

 Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik
 beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu
 özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

 İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım.
 Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can
 atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı,
 evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

 

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
 Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu.
 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'
 Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal
 kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte,
 sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim.
Ondan ne
 bekleyebilirdim ki!

 

 Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla
 değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi
 ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'
 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği
 benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına,
 hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'
 Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.
 Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
 
 
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
 'Sevgilim' diye başlıyordu,
 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

 'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip
 çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar
 düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'
 
'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve
 varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'
 
'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
 kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
  'ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki
 krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'

 'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını
 hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için
 ağzıma ihtiyacım var.'
 
'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması
 kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem,
 saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilme merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin -
 gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için
 gözlerime ihtiyacım var.'
 
'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o
 çiçeği senin için koparırım bir tanem.'
 
 
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
 Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok
 sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu
 susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
 Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O
 çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

 

 Bu gerçek aşktı.
 
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler
 sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de
 hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

 

 Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik
 değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda
 bir yerdedir.

 Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette
 gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi
 kalır.

 

 Hayat tam da böyle bir şeydir

15/3/2009

>> Musait Olunca Beni Sever Misin ?

iceri girer girmez neseyle bagirdi
-Anne biliyor musun bugun yuvada ne oldu?
- Gormuyor musun ? Telefonla konusuyorum.
Hic kimsenin sevdigi sey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babasi arabayi seviyordu.
Hersey erteleniyordu telefon ve araba sozkonusu oldugunda...
Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hic yer kalmiyordu.
Nerelere gitsindi? Annesi kapatti telefonu.
Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Kosarak yanina gitti:
-Sana yardim edeyim mi ? dedi en sevimli halini takinarak, Annesi manali manali bakti:
-Hayirdir. Bir yaramazlik filan ? Bak bir de seninle ugrasmayayim. Cok yorgunum zaten.
Yorgunluk nasil birseydi ? Bazen elinde oyuncagiyla uykuya daldiginda
anneannesioyuncagi yavasca elinden alir :
-Nasil yorulmus yavrucak. Uykunun gulkokulu kollari sarsin seni, diyerek alnina bir opucuk konduruverirdi.
Yorgunluk gul kokulu bir uykuya dalmaksa eger, neden annesi kendisiyle boyle kizgin kzgin konusuyordu.
-Annecigim yoruldugun zaman gul kokulu uykulara dalarsin. Anneannem oyle soyluyor.
-Uykuya dalayim da gul kokulari kusur kalsin.Yorgunluktan oluyorum.
Bu kelimeden nefret ediyordu.'Yorgunum, Yorgun oldugumdan, Boyle yorgun, yorgunken'
-Annecigim sen yorulma, diye...
-Yemekte konusuruz cocugum.Bankada isler yetismedi.
Baban gelene kadar bunlari bitirmem lazim.Hadi sen oyna biraz.
Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee....Bende oynamaktan yoruluyorum.Ne yapayim bilmem???...
Yapilmamasi gerekenleri biliyordu da buyukler, yapilmasi gerekenleri hic bilmiyorlardi.
IsIklar sondu birden.
Annesi ofkeylesoylenmeye basladi.
-Mum da yok !! diye diye karistirdi dolaplari elyordamiyla.
Cocuk sirtustu yatip, anneannesinin koyunu dusundu.Gaz lambasinin isiginda
deli tavsan masalini anlatisini. Deli tavsanin duvardaki aksini getirdi
gozlerinin onune. Anneannesi gibi iki ellerini birlestirip isaret
parmaklarini yukari kaldirarak tavsan kafasi yapti.
'Bak deli tavsan'' diyerek parmaklarini oynatti.Yoldan gecen arabalarin
farlari duvardaki tavsana yol acti.Tavsan alabildigine hur dolasti sagda
solda. Otlarla kuslarla konustu. Sonra yorgun dustu .Duvardaki goruntu minik
avuclarin acilmasiyla kayboldu. Kolu yavasca kanepeden asagi sarkti.Neden sonra isIklar geldi.
Kadin cocugun hic konusmadigini akil etti.Birden kanepeye kostu.
Kucucuk dizlerini karnina dogru cekerek uykuya dalmisti.
Masanin ustundeki dosyalara bakti igrenerek.Dindirilmez bir pismanlik doldurdu icini.
Uyandirmaktan korka korka kucuk alnina bir opucuk kondurdu.
Cocuk sanki bir ipucu bekliyormuscasina aralanan gozleriyle mirildandi;
-Isin bitince beni sever misin anne?>> dedi.
Kadin, sevilmek icin randevu alan cocuguna bakarak sabaha kadar agladi .
Lutfen sevgimizi yarinlara ertelemeyelim. Hayat telasina kaptirip
kendimizi,sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.Unutmayalim ki yasamin en guzel yani sevgidir.
Unutmayalim ki yarin kimseye vaat edilmemistir.
Sevgiyle kalin....

15/3/2009

>> ROSE!!! çok güzel

Kan rengi, kipkirmizi gullere bayilirdi. Zaten onlarla adasti da. Rose..
Gul.. Kocasinin sevgili Rose'u.. Her yil Sevgililer Gunu'nu kapinin onunde
buldugu enfes fiyonklarla suslu kucak dolusu kirmizi gullerle kutlardi. Hic
aksamadan. Hatta, esini kaybettigi yil dahi kapisi calinmis, gulleri kucagina
birakilmisti.. Tipki gecmiste oldugu gibi, kucuk bir kartla birlikte.. Her yil
gullere ilistirdigi karta ayni cumleleri yazardi:
"Seni gecen sene bugunkunden daha cok seviyorum.."
Birden, bunlarin son gulleri oldugunu dusundu.. Onceden ismarlamis olmaliydi..
Olecegini nasil bilebilirdi?.. Zaten her seyi onceden planlamayi ve yapmayi
severdi..Yumurta kapiya gelmeden..

Gulleri ozenle iceri tasidi.. Saplarini kesti, vazoya yerlestirdi.. Vazoyu da
konsolun uzerine, esinin kendisine gulumseyen fotografinin yanina koydu. Orada
kocasinin koltugunda oturup saatlerce gulleri ve fotografi seyretti. Sessizce..
Bitmek bilmeyen bir yil gecti.. Yapayalniz ve huzun dolu bir yil.. Sonra bir
sabah kapi calindi.. Tipki eski gunlerde oldugu gibi.. Kirmizi gulleri, uzerinde
kucuk kartiyla birlikte esikteydi.. Sevgililer Gunu'nu kutluyordu. Gulleri iceri
aldi. Saskinlik icinde dogru telefona gitti. Cicekci dukkanini aradi.. Onu bu
kadar uzmeye kimin ne hakki vardi? "Biliyorum" dedi, cicekci.. "Esinizi gecen
yil kaybettiniz.. Telefon edeceginizi de biliyordum.. Bugun size yolladigim
gulleri cok onceden ismarlamis, parasini da odemisti.. Hep oyle yapardi, zaten..
Hic sansa birakmazdi. Dosyamda talimat var. Bu cicekleri size her yil
yollayacagim. Bir de ozel kart vardi, kendi el yazisiyla. Bilmeniz gerek diye
dusunuyorum.. Olumunden sonra ciceklere ilistirmemi istedigi kart.."
Rose hickiriklar arasinda tesekkur ederek telefonu kapadi. Parmaklari titreyerek
zarfi acti..

"Merhaba sevgilim" diye basliyordu, kart..
"Bir yildir ayriyiz. Umarim senin icin cok zor olmamistir. Yalnizligini ve
acilarini hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydim neler cekerdim, kim
bilir? Sevgi paylasildiginda yasamin tadina doyum olmuyor. Seni kelimelerle
anlatilamayacak kadar cok sevdim. Harika bir estin.. Dostum,
sevgilim, benim. Sadece bir yildir ayriyiz. Kendini birakma. Aglarken bile mutlu
olmani istiyorum. Onun icin bundan sonraki yillarda guller hep kapimizda olacak.
Onlari kucagina aldiginda paylastigimiz mutlulugu ve kutsandigimizi dusun. Seni
hep sevdim.. Her zaman da sevecegim. Ama yasamalisin. Devam etmelisin.
lutfen.. Mutlulugu yeniden yakalamaya calis.

Kolay degil, biliyorum ama bir yolunu bulacagina eminim. Guller, senin kapiyi
acmadigin gune dek gelmeye devam edecek. O gun cicekci bes ayri zamanda
gelip kapiyi calacak, eve donup donmedigini kontrol edecek. Besinciden sonra emin olarak gulleri ona verdigim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen
kavustugumuz yere birakacak..."

15/3/2009

>> OKUMADAN GEÇMEYİN !!! SHAY

Ne yapardiniz?... kararı siz verin. Komik bir cumle beklemeyin, cunku yok.
Yine de okuyun. Sorum su: Ayni karari siz verir miydiniz?

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması
gereken şeyler nerede?'

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.

Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey
beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.

Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.

Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına
kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

15/3/2009

Kadinlar neden aglar?

Kucuk bir erkek cocuk annesine sordu "Nicin agliyorsun?".
"Cunki ben kadinim" diye cevapladi annesi. "Anlamadim!" dedi cocuk.
Annesi cocugu kucaklayip "Ve hic bir zaman anlayamayacaksin!" dedi.
Babasina "Baba, annem nicin agliyor?" diye sordu.
Babanin cevabi "Butun kadinlar sebebsizaglayabilen yapidadir" diye cevapladi.
Kucuk oglan buyudu, yetiskin adam oldu, hala kadinlarin nicin agladiklarini kesfedemedi.
Nihayet oldukten sonra cennete gittiginde Allah'a sordu. "Allahim!" dedi
"Kadinlar nicin bu kadar kolay aglayabiliyorlar?" Allah dediki... "Ben kadinlari ozel
yarattim!... Tum yasamin agirligini tasiyabilecek kuvvette olmasina ragmen
baskalarina teselli verecek kadar yumusak omuzlar, Dogumun acisina oldugu
kadar dogurduklari evlatlarinin nankorlugune dayanabilecek ic kuvvetini
verdim. Baskalarinin kuvvetinin kalmadiginda devam edecek azmi, ailesinin
hastaliginda yorgunluga papuc biraktirmayacak kudreti verdim. Her turlu
sart altinda, ve hatta annelerini cok kotu incitselerde, cocuklarini
sevmek duygusalligini verdim. Bu duygusallik her yastaki cocuklarinin yaralarini
sarmalarina, sorunlarini dinleyip paylasmalarina yardim ediyor. Kocalarini
tum kusurlariyla sevmek kuvvetini verdim. Erkegin kaburgasindan onlari
erkegin kalbini korumalari icin yarattim. Onlara iyi bir kocanin esini
asla incitmeyecegini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranislarda
bulunacagini anlayacak duyarli bir zeka verdim. Tek zayiflik olarak
kadinlara birer goz yasi verdim. Tamamen kendilerinin sahip olduklari,
ihtiyaclari oldugunda kullanmak uzere... Insanlik icin bir gozyasi..."
diye cevapladi.

Kadini guzel yapan sey ne saci,ne vucudu, ne kendini ne sekilde
tasidigidir. Kadini esas guzel yapan sevgisini paylasabilmesi,
fedakarligi, sorumlulugu, anlayisi, sadece bilgiye degil ayni zamanda
kalbe de yonelik aklidir.